Haftasonu çiftliğe kaçmak istedim. Bütün bir kış boyunca hiç gitmedik ev çok soğuk oluyor diye. Annem, babam orada yaşıyorlar, ufak bir köy evinde, sobaları var salonumsu oturma odalarında, diğer odalar buz gibi oluyor. Onlar 6 yıldır orada yaşadıkları için bu hale alışkınlar, çiftliğin olduğu bölge de İzmir'den bir kaç derece soğuk oluyor. Biz ise kışları sıcacık evimizde kışın olduğunu hiç fark etmeyerek yaşıyoruz. Bütün kış ayağıma çorap bile giymeden dolaşıyorum evin içinde. Kışı fark etmediğimiz gibi ilkbaharı ve sonbaharı da fark etmiyoruz. Evin içinde geçiyor zaman, mevsimler gelip geçiyor, bizim manzaradan hiç anlamıyoruz dünyanın bu yaşlı ritminin akışını. Cumartesi gittik sonunda çiftliğe. Oraya gidince mevsimin de ayırdına varıyorum ben. Baharın yine gelmekte olduğunu yavaş yavaş beliren çiçeklerden ve yağmur ardından ortaya çıkan sümüklüböcek ailelerinden farkına varıyor insan. Daha meyve ağaçlarımız çiçek açmamış. Yakında onlar da coşacak, her taraf rengarenk olacak birden. Böyle mevsim değişimlerinde hep bugünü yaşadığım ve bu güzelliği tekrar yaşama şansım olduğu için şükrediyorum. Kente döndüğümde içimdeki bütün sevinç kıvılcımları tekrar sönüyor, kaldırımların yanında yaşamlarına devam eden küçük canlılara, bitkilere, çiçeklere, böceklere bakmayı, onları fark etmeyi unutuyorum, kendime ve dertlerime dalıyorum, büyük resmin içindeki küçük, önemli detayları kaçırıyorum. Cumartesi günü hava kapalıydı, ara ara yağmur yağdı. Lastik botlarımızı giydik, çiftlikte hep yaptığımız gibi yürüyüşe gittik. Kızım bu yürüyüşler sırasında mutlu oluyor ve çok uzun süre yürüyebiliyor küçüklüğünden beri. Dedesi, ben ve kızım dedesinin daha önce keşfedip sevindiği küçük şelaleri tekrar keşfetmek için yola çıktık, elimize değneklerimizi, yanımıza köpeğimizi aldık, hafif hafif ıslana ıslana, köyün bütün köpekleriyle yol üzerinde karşılaşıp sopalarımızla gardımızı ala ala sonunda bir yokuştan yukarı çıkıp ormana daldık.

Aşağıda sesi gelen nehre doğru incecik, eğri büğrü, doğanın kendi açtığı taşlı yollardan ine ine sonunda ufak şelalelere vardık.

Şelalelerin buz gibi sularına botlarımızla girip mutlu olduk,

güldük, sevindik.

Küçük şelalelerden sonra büyük şelaleyi de ziyaret ettik, suyun o kendine has, güzel şarkısını dinledik. Yolda cebimizden kuru incileri çıkartıp yedik. Hiç bir sorun hakkında kafa yormadık, oradaki kayalarla, akıp giden nehirle, toprakla, üstümüze hafifçe yağan yağmurla, saçımızı okşayan rüzgarla birdik. Biz mutlu olduk. Mutlu ve huzurlu olduk. Ve farkına vardık yaşadığımızın, soluk alıp vermekte olduğumuzun yeniden. Bahar geliyor. Bahar yeniden geliyor. Bir yerlerde gerçek yaşam döngüsü milimetrik dengeyle yeniden kurgulanıyor..
